Merhabalar Oğlum ,
Sana bu satırları bilmemkacıncıkupa nescaféden sonra 2012’nin Eylül ayında yazıyorum. İlk iki mektubu yazdıktan sonra çıtayı yükseltememe endişesiyle bu mektubu babalar gününde yazamadım. Zira babalar gününde hala her geçen gün daha da kötüleşen eğitim sisteminin mağduru olarak sınavlara girmekle meşguldüm. Ama dedeni unutmadım aradım. Seninde babalar gününde beni unutmamanı diliyorum.. Sana bu mektubu sen 20 yaşına girdiğin gün vermeyi planlıyorum. Bu satırları 21 yaşında yazıyor olduğmdan senin 20 yaş bunalımına gireceğini kendini o günler ahh ulan hiçbir işe yaramıyorum ne olacak bu benim halim diye düşüncelere dalacağını biliyorum. Gözlerimlerime göre ahh ne olacak bu .. halleri ileri yaşlarda ne olacak bu memleketin hali olarak değişiyor. Son mektubumdan bu yana hükümetteki üreme çabası bakterileri bile kıskandıracak seviyelere ulaştı , yüksek öğrenim kurumunun başındaki kişi geldiğinden bu yana kopya çekilmeyen yahut soruları çalınmayan sınav sayısı bir elin parmakları kadar değil , aile planlama politikası harika hükumetin dediğim gibi daha fazla mürit yada fazla şehit aman yok yok daha fazla vatandaş ve kalkınma adına sağlık bakanı utanmasa tecavüzcüyü de gerekirse serbest bırakırız çocuk analı babalı büyüsün diyecek mesela o derece yani. Neyse yavru kartalım henüz kendi sorunlarını aşmadan devletin müthiş politikalarını incelemeni istemem Zarifoğlu’nun dediği gibi “ve elbette bunları çabucak geçelim.”
Esasen oğlum sana bu mektupda yazabileceğim bir çok şey var ; öncelikle istikrarımı boz(a)mayıp ananı hala bulamamanın hüznü içimi parçalıyor , mektup serisini başlatmama ilham kaynağı olanlardan biri Co$0 aramıza geri döndü ! , Cihan amcan aramıza dönmeden bir süre önce ben 2. Kez ölümden döndüm. Uzağı net göremezken artık bir çok şeyi çift görür hale geldim. Ölüme yaklaşmak çok tatlı bir duygu ben yaşadım ama senin yaşamanı istemem. ya da ben ilkinde kaşarlandığımdan bu sefer doktor yüzünde dört kemik kırık ameliyat olman lazım dediğinde gülerek : “iyi o zaman ne zaman kesiyorsunuz beni ? ” diyebildim. Yanımdaki(ler) bunu hayretle karşıladı ama belki annene dahi söylemeyeceğim ilk “öleyazma” tecrübemden sonra bu ikikaşaçıkelmacıkkemiğikırık22dikişli hal bana pek ağır gelmedi. Bu arada yavrucum başka çocuklar babaları hakkında hikayeler anlatırken sende artık babamın benden yirmi yıl sakladığı bir hikayesi varmış diyerek ortamların gözbebeği olabilir iki lafın belini kırabilirsin.Neyse canım evladım hayatımdaki en büyük adiliği benden yüzlerce kilometre ötede birisinin bana yapmasının ardından “sadece bir kere sarılmak için kilometrelerce yolu gitmeye değer insanların olmadığını” acı bir şekilde öğrenmiş oldum. Yıl sonu değerlendirmemiz için Kaan Amcan’la oturup kahve içerken bu sene “tırt”lamadığımızı , hedeflerimize pek emin-tekin olmasada ilerlediğimizi fark ettik. Ama sanki bir konstrasyon sorunu var diyorduk ki bu düşüncelerimizi söyledikten sonra o gün kredi kartımı kaybettiğimi bir hafta sonra fark edebildik o derece dalgın bir sene geçirdim ama eğlendiğimiz işleri yaptık, para kazandık , para harcadık. Aslında senin anneni bulamamam dışında pek bir sorun yaşamadım. Bir de tabi insanların beni sadece “sorun çözücü” olarak görmesi var ki. Buna tedbir olarak da telefon numaramı değiştirdim artık bana göre sabahın körü kalan insanlara göre ise gayet günü harcayıp sorun üretilecek kıvama getirme saatlerinde uyandırılmıyor , onun yerine istediğim vakit de istediğim kişilerin mail’lerine cevap veriyorum.Artık daha fazla yazı yazıyorum ama insanların altında benim imzamı gördüğü yazıları okumama huylarını fark edip bir “nickname” ile yazdığım yazılarım aslında altında “Renan” yazmasa insanlara güzel geldiğinin farkına vardım. Yavrucum senin bu mektubu okuduğun yaşta benim ve bir çok yaşıtımın “Ne istediğini bilmemek , ama ne istemediğini gayet net bir şekilde bilmek” gibi bir sorunumuz vardı. Sanıyorum senin zamanında da aynı sorunu sen de yaşayacaksın. İkinci mektup da verdiğim nasihatlere uyduysan bu sorunu az darbe ile atlatacaksındır , maalesef hayat satranç değil bir tavla ve de ne yazık ki zarlar senin elinde değil kimi zaman vurup-kaçman kimi zaman ise hiçbir şey yapmamanın en iyi olduğunu bu yaşına gelinceye kadar anlayacaksın. Irsi olarak şans faktörünün sana çok lazım olduğu anda yanında olacağını biliyorum ama şans hazırlıklı beyinlere yardımcı olur bunu da bilmeni istiyorum. Tıpkı benim babamın bana sağladığı imkanlar gibi senin düşünce yapının gelişmesi için elimden geleni yapacağım ne mutludur ki bana : “Baba kitaplığımı değiştirmem gerekiyor artık kitaplık bu kadar kitabı kaldıramaz” diyebiliyorum ; en güzel sohbetleri kendi babamla yapıyorum. Umarım bu yaşına kadar senin rol modeli olarak aldığın kişi –en azından bir süreliğine- ben olmuşumdur. Hayatın çok meşakkatli olduğu sana ne zaman ne çıkartacağını ama hazırlıklı olmanı söylemiştim , nasihatlerimle seni bunaltmak istemem ama yavrum : “Şişman kadın şarkı söylemeden opera bitmez” bu yüzden çıkmaza girdiğini hissettiğinde karamsarlığa kapılma bir çıkış yolu bulacaksındır ; eğer ki bulamazsan seni her daim destekleyecek bir baban var koş bana gel birlikte sorunlarını aşalım.
SevgiyleSaygıylaKalvedeHoş Çakal oğlum.
Hıı unutmadan sana bu senemi özetleyen bir fotoğrafı ekliyorum mektubumun sonuna. Bir de Kaan ve Cihan Amcalarınla sık sık “teenager” olduğumuz dönemleri yad etmemiz üzerine sana verebileceğim en anlamlı hediyelerden biri olarak “Disket” hediye edeceğim. Bu 1.44 mb’lık aparat bir devrin özeti niteliğinde. Umarım yanmaz-kaybolmaz-ya da kırılmaz.
doğum günümü ne kadar da güzel geçirdiğimin bir kanıtı bu resim.
Bu da bir devri özetleyen hediyem
Seni her daim çok sevmiş olan baban Renan.




Yorum